Sevgi Çok Ender Açan Bir Çiçektir...
Sevgi çok nadirdir. Bir insanın
gönlüne ulaşmak büyük bir devrim yaşamaktır; çünkü eğer bir insanın gönlüne
ulaşmak istiyorsan, o kişiye de senin gönlüne ulaşma olanağını sunman gerekir.
O zaman savunmasız olursun, tamamen açılır ve korunmasız kalırsın.
Bu risklidir. Bir başkasının gönlüne
ulaşmasına izin vermen riskli ve tehlikelidir çünkü o kişinin sana ne
yapacağını bilemezsin. Bütün sırlarını öğrendikten, bütün gizlediklerin açığa
çıktıktan, kendini tamamen açığa çıkarttıktan sonra diğer insanın ne yapacağını
asla bilemezsin. Korku oradadır. Zaten o yüzden kendimizi hiç açmayız.
Sadece tanışıklık olan bir şeyi
sevginin gerçekleşmesi gibi yorumlarız. Çeperler buluşur ve biz tanıştığımızı
zannederiz. Sen çeperin değilsin. Aslında çeper senin bittiğin sınırdır, sadece
etrafında oluşmuş olan çittir. O sen değilsin! Çeper senin bittiğin ve dünyanın
başladığı noktadır. Yıllarca birlikte yaşamış olan karı kocalar bile
sadece tanışıklık yaşamış olabilir. Belki birbirlerini gerçekten
tanımamışlardır. Biriyle ne kadar uzun süre birlikte yaşarsan, onun gönlüyle
hiç tanışmamış olduğunu o kadar çok unutursun.
O yüzden anlaşılması gereken ilk şey,
tanışıklığı sevgi olarak görmemektir. Sevişiyor olabilirsin, cinsel yakınlığın
olabilir ama seks de çepere aittir. Gönüller buluşmadığı sürece seks sadece iki
bedenin bir araya gelmesinden ibaret olur. Ve iki bedenin bir araya gelmesi
sizin buluşmanız demek değildir. Seks de tanışıklık olarak kalır; fiziksel,
bedensel ama hâlâ sadece bir tanışıklık. Birinin senin gönlüne girmesine ancak
korkmadığın zaman, korku yaşamadığın zaman izin verirsin.
İki tür yaşam vardır: korku yönelimli
ve sevgi yönelimli. Korku yönelimli yaşam seni asla derin bir ilişkiye
götürmez. Korkmaya devam eder ve diğerine asla izin veremezsin. Onun, senin
özüne ulaşmasına asla izin veremezsin. Ona bir ölçüye kadar izin verirsin ve
sonra duvar oluşur ve her şey durur.
Sevgi yönelimli insan gelecekten
korkmayan insandır. Sonuçlardan ve olası bedellerden korkmaz, şimdi ve burada
yaşar. Sonuçları kafana takma; bu, korku yönelimli zihinlere ait bir şeydir.
Sonunda neler olacağını düşünme. Burada ol ve tüm benliğinle davran. Hesapçı
olma. Korku yönelimli insan sürekli hesap yapar, planlar, düzenler ve koruma
duvarları oluşturur. Bu şekilde tüm hayatını heba eder.
Yaşlı bir Zen rahibi hakkında bir
hikaye duydum:
Ölüm döşeğindeymiş. Son günü gelmiş
ve o akşam artık öleceğini ilan etmiş. O yüzden müritleri, havarileri ve
arkadaşları gelmeye başlamış. Onu seven çok insan varmış ve hepsi gelmek
istiyormuş. Çok uzaklarda olanlar bile gelmiş.
En eski müritlerinden biri ustasının
ölmek üzere olduğunu duyunca hemen pazara koşmuş. Biri sormuş: “Usta
kulübesinde ölüyor, sen neden pazara gidiyorsun?” Eski mürit yanıtlamış:
“Ustamın özel bir çeşit pastayı çok sevdiğini biliyorum. Gidip ona o pastadan
alacağım.” Pastayı bulmak hiç kolay olmamış ama akşam üstü bir şekilde bulmuş
ve elinde pastayla kulübeye koşmuş.
Kulübede herkes endişeliymiş. Sanki
Usta birini bekliyor gibiymiş.
Gözlerini açıp etrafı taradıktan
sonra tekrar kapatıyormuş. Mürit, kulübeye gelince hemen sormuş: “Tamam,
sonunda geldin. Pasta nerede?” Mürit pastayı çıkartmış. Usta pastayı sorduğu
için de çok mutlu olmuş.
Ölmek üzere olan Usta pastayı eline
almış… ancak eli titremiyormuş. Çok yaşlı olmasına rağmen elleri titremiyormuş.
O yüzden biri sormuş: “Bu kadar yaşlısın ve ölmek üzeresin. Yakında son
nefesini vereceksin ama ellerin bile titremiyor.”
Usta yanıtlamış: “Ben asla titremem
çünkü korkum yok. Bedenim yaşlanmış olabilir ama ben hâlâ gencim ve bedenim
geride kaldıktan sonra bile genç olarak kalacağım.”
Sonra pastadan bir lokma alıp
çiğnemeye başlamış. O sırada biri sormuş: “Son sözün ne olacak, Usta? Yakında
aramızdan ayrılacaksın. Neyi hatırlamamızı istersin?”
Usta gülümsemiş: “Ah, bu pasta çok
lezzetli.”
Şu anda, burada yaşayan adam budur:
Bu pasta çok lezzetli. Ölüm bile önemsiz. Bir sonraki an anlamsız. Bu anda, bu
pasta çok lezzetli. Eğer bu anın içinde olabiliyorsan, şimdiyi bu an içinde her
şeyiyle yaşayabiliyorsan ancak o zaman sevebilirsin.
Sevgi nadiren açan bir çiçektir.
Sadece arada bir gerçekleşir. Milyonlarca insan sevgili oldukları yanlış
inancına kapılmıştır. Onlar sevdiklerine inanıyor ancak bu yalnızca onların
inancı.
Sevgi nadiren açan bir çiçektir.
Arada bir olur. Nadirdir çünkü ancak korkunun olmadığında gerçekleşebilir, daha
önce değil. Yani sevgi ancak derin ruhsallığa sahip, dindar birinin başına
gelebilir. Seks herkes için mümkündür. Tanışıklık herkes için mümkündür. Sevgi
değil.
Korkmadığın zaman saklayacak bir
şeyin yoktur; ancak o zaman bütün sınırları kaldırıp açık bir insan
olabilirsin. Ancak o zaman bir başka insanı kendi gönlünün derinliklerine
ulaşması için davet edebilirsin. Ve unutma; eğer birinin gönlünün
derinliklerine girmesine izin verirsen, o biri de senin kendi gönlünün
derinliklerine girmene izin verecektir. Güven yaratılmıştır. Sen korkmadığın
zaman diğeri de korkusuz olur.
Senin sevginde her zaman korku
vardır. Koca karısından korkar, kadın kocasından korkar. Sevgililer sürekli
korkar. O zaman yaşanan sevgi olmaz. Yaşananlar sadece birbirine dayanan iki
korku dolu insanın arasında yapılmış olan bir düzenlemedir. Kavga, sömürü,
manipülasyon, kontrol, hükmetmek, sahiplenmek vardır ama bu sevgi değildir.
Eğer sevginin oluşmasına izin
verirsen duaya ihtiyaç kalmaz, meditasyona ihtiyaç kalmaz; her hangi bir kilise
ya da tapınağa ihtiyaç kalmaz. Eğer sevebiliyorsan, Tanrı’yı tamamen
unutabilirsin. Çünkü sevgi sayesinde her şeyi yaşamış olacaksın: meditasyonu,
duayı, Tanrı’yı. İsa, “Sevgi Tanrı’dır”derken bunu kastediyor.
Ancak sevgi zordur. Korkunun geride
bırakılması gerekir. İşin garip tarafı da bu; kaybedecek hiçbir şeyin
olmamasına rağmen bu kadar korkuyor olman.
Kabir isimli mistik bir yerde şöyle
söylemiştir: “İnsanlara bakıyorum. Çok korkuyorlar, nedenini anlamıyorum çünkü
kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Onlarınki, tıpkı çıplak olmasına rağmen
elbiselerini nerede kurutacağını bilemediği için nehirde yıkanmaktan korkan
birisinin durumuna benziyor.” Senin de durumun bu; çıplaksın, hiç elbisen yok
ama sürekli elbiseler için endişeleniyorsun.
Kaybedecek neyin var? Hiçbir şey.
Ölüm bu bedenini elinden alacak; ölüm onu almadan önce, onu sevgiye ver. Her
şeyin elinden alınacak; alınmadan önce neden onları paylaşmıyorsun? Ona sahip
olmanın tek yolu bu. Eğer paylaşıp verebiliyorsan, efendi sensin. Zaten elinden
alınacak; hiçbir şeyi sonsuza dek elinde tutamazsın. Ölüm her şeyi yok
edecektir.
Eğer beni doğru anladıysan
mücadelenin ölümle sevgi arasında olduğunu anlarsın. Eğer verebiliyorsan bir
ölüm olmayacak. Senden bir şey alınmadan önce sen onu çoktan vermiş, onu hediye
etmiş olacaksın. O zaman ölüm olamaz.
Seven birisi için ölüm söz konusu
değildir. Sevmeyen biri için her an ölüm demektir çünkü sürekli ondan bir
şeyler kopartılmaktadır. Bedeni kayboluyor, her anı kaybediyor. Ve sonra bir de
ölüm gelecek ve her şey yok olacak.
Neden korkuyorsun? Neden bu kadar
korkuyorsun? Hakkındaki her şey biliniyor olsa bile, açık bir kitap olsan bile
neden korkuyorsun? Sana nasıl zarar verebilirler? Bunlar sahte kavramlardır,
toplumun neden olduğu şartlandırmalardır. Toplum her şeyi gizlemen gerektiğini,
kendini korumak zorunda olduğunu, sürekli mücadele içinde olman gerektiğini,
herkesin düşmanın olduğunu ve herkesin sana karşı olduğunu söyleyip durur.
Hiç kimse sana karşı değil! Birinin
sana karşı olduğunu hissetsen bile, o bile, sana karşı değildir. Çünkü herkes
kendisiyle ilgilenmektedir, seninle değil. Korkacak bir şey yok. Gerçek bir
ilişkinin oluşması için önce bunun hayata geçirilmesi gerekiyor. Korkacak
hiçbir şey yok.
Bu konu üzerinde iyice bir düşün.
Sonra başkalarının sana nüfuz etmesine izin ver, onları içeri davet et. Hiçbir
yerde bir engel yaratma. Bir koridor ol; her zaman açık, kilitsiz ve kapısız
ol. Üzerinde kapalı bir kapı olmasın. O zaman sevgi mümkün olabilir.
İki gönül buluştuğunda sevgi
oradadır. Ve sevgi simyasal bir olgudur; tıpkı hidrojen ve oksijen bir araya
geldiğinde su gibi yeni bir şeyin yaratılması gibi. Hidrojenin olabilir,
oksijenin olabilir ama eğer susamışsan bunlar hiçbir işine yaramayacak.
İstediğin kadar oksijene, istediğin kadar hidrojene sahip olabilirsin ama
susuzluğunu gideremezsin.
İki gönül bir araya geldiği zaman
yeni bir şey yaratılır. Bu yeni şey sevgidir. Ve tıpkı su gibi, birçok hayatın
susuzluğunu giderir. Birden doyarsın. Bu, sevginin görünür işaretidir; sanki
her istediğini elde etmiş gibi tatmin olursun. Artık ulaşılacak bir hedef
kalmamıştır; amacına ulaşmışsındır. Başka bir hedef yok, yazgını
gerçekleştirdin. Tohum bir çiçeğe dönüştü, mutlak olgunluğuna erişti.
Sevginin görünür işareti derin bir
tatmin hissidir. Bir insan sevdiği zaman derin bir tatmin yaşar. Sevgi gözle görünmez
ancak kişinin çevresindeki o huzur, derin tatmin duygusu görünebilir... her
nefesinde, her hareketinde tüm varlığı mutluluğa ulaşmıştır.
Sevginin seni arzusuz yaptığını
söylersem şaşırabilirsin ama arzu tatminsizlikten ortaya çıkar. Sahip olmadığın
için arzularsın. Arzu edersin çünkü eğer o şeye sahip olursan seni tatmin
edeceğini düşünürsün. Arzu, tatminsizlikten ortaya çıkar.
Sevgi olduğu zaman; iki gönül
buluşup, kaynaşıp, bütünleştiği zaman yeni bir simyasal nitelik doğar ve tatmin
oluşur. Sanki tüm varoluş durmuş gibidir, hareketsiz. O zaman yaşanan an,
varolan tek an olur. İşte o zaman “Bu pasta çok lezzetli” dersin. Sevgiyi
yaşayan bir insan için ölüm bile herhangi bir şey ifade etmez.



Yorumlar